Sunuş

Bir merak yolculuğudur bu kitap. Fırtınalar gemcilerindir, insanlar geminin limana girip girmediğine bakarlar. Gemiyi limana sokmayı başardık diye düşünüyorum. Tabii ki seferlerimiz bitmedi. Bu kitap binlerce yıl önce, dağların zirvelerinde başlayan Türk tarihinin kültür izlerinden bir bölümü örneklemek amacını taşıyor.

Çalışma sahaları itibariyle, çok zor şartlarda gerçekleştirilmesi kitaba ayrı bir özellik daha katıyor. İlk bakışta bir fotoğraf albümü niteliğinde olan kitabımız, aynı zamanda bilim adamlarına veri sağlamayı da hedeflemektedir. Albümde yer alan 64 ayrı alandan kaya resimlerinin arasındaki bağı görsel olarak görmek mümkündür. Fakat yapılacak bilimsel çalışmalarla bu bağın derinleşmesi, başka anlamlar kazanması kaçınılmaz bir sonuçtur.

Kitabın ekinde sunulan harita ile kat edilen yol ve noktalar gösterilmiştir. Tespit ettiğimiz bilgilerle şunu söylemek lazım, kaya resmi alanları bu kitaptakilerle sınırlı değildir. Bizim henüz hiç ayak basmadığımız Türkmenistan, Afganistan, Özbekistan, İran, Irak , Suriye, Filistin, Kosova, İskandinavya, Avrupa içlerindeki kaya resmi alanları var. Gelecek yıllarda bu bölgelerdeki alanlar çalışıldığında kesin bir envanter çıkararak sonuçlara gitmek mümkün olabilir. Yani daha yapılacak çok iş var. Kurulacak bir enstitü ve bu enstitüde Tarih, Filoloji, Arkeoloji, Antropoloji, Sanat Tarihi gibi bilim dallarından akademisyenlerin, fotoğrafçıların ortak çalışmasıyla çıkacak sonuçlar, Türk ve dünya tarihinde yeni ufukların  açılmasını sağlayacaktır.

Sibirya içlerinde başlayıp, Balkanlara, Avrupa içlerine kadar uzanan kaya resimlerinin dili, tarihsel anlamlarının çözülmesi insanlığın gizemli tarihinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Çünkü ilk insanda, bugünkü insan gibi düşünüyor ve bir şekilde bunu ifade ediyordu, işte bu ifade edişler, yani insan düşüncesinin ilk izleri kaya resimlerinde saklıdır.  

Bugüne kadar kaya resimleri alanlarında batı kaynaklı yapılmış birçok araştırma var. Bu araştırmalarda alanların birbiri ile mukayesesi yok. Daha çok alanlarda yer alan resimlerin antropolojik ve simgesel anlamlarını çözümleme yönünde sonuçlar var ortada. Fakat alanların karşılaştırmasına girince yapılmış olan bu tespitlere katılmak hiçbir şekilde mümkün olmuyor, tespit edilmiş simgesel anlamlarda kaymalar belirgin olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca temel tespitlerde de es geçilen bir nokta var; kaya resmi alanlarında bizim karşılaştığımız tek yazı, Orhun Anıtlarında kullanılan ve “Tarihi Türk Alfabesi” ya da “Runik Türk Alfabesi” olarak isimlendirilen alfabenin harfleriyle yazılmış satırlar oluyor. Kısa cümleler halinde yazılmış bu yazıtların hemen hemen hepsi dua ve dilek metinlerinden oluşuyor. İşte bu küçücük metinler, kaya resmi alanlarının ibadet, inanç ve anıt mezarlık alanları olduğunu çok açık olarak ispat ediyor.

Yaklaşık dört yıllık bir zaman içinde 150 bin kilometre ve 138 gün saha çalışması ile ortaya çıkan bu kitapta sahalardan örneklemeler yapılmıştır. Kırgızistan’daki Saymalıtaş kaya resmi alanından mevcut olan yüz bin resmin tamamı için ciltler dolusu kitap yapılabilir. Kazakistan’daki Tamgalı Say, Altay- Tuva- Hakasya bölgesindeki kaya resmi alanları ve Abakan, Minusinsk, Kızıl müzelerindeki buluntulardan ciltler dolusu albümler çıkar. Biz bu kitapta belirgin resimleri örneklemeye çalıştık. Yine de düşündüğümüz hacmin çok üzerinde bir kitap ortaya çıktı.

Bugüne kadar ihmal edilen Anadolu kaya resmi alanlarına da özel dikkat çekmek gerekiyor. Henüz koruma altına alınmamış alanların bir an önce özel koruma bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Ulaşılması çok zor alanlar dışında kalan alanlarda maalesef ki insan eliyle yapılan tahribatlar had safhada, özellikle de kaya resimleri üzerine yazılan duvar yazıları, iç acıtıcı boyutlarda.

Kime ait olduğu konusunda devam edip giden tartışmalar bir yana kalsın, bu alanlar bütün insanlığın ortak kültür mirası, ortak bilinçaltı ve bilginin ilk izlerini taşıyorlar. Küçük de olsa, birkaç adımla, bu izlerin bir kısmını tahrip olmadan tespit etmiş olduk bu çalışma ile.

Kaya resmi alanlarındaki çizilmiş figürlerin tek tek yorumlanması ise başka bir çalışma alanı. Resimler hakkında genel olarak bilgimiz oluştu, ortak kodları gördük. Kitapta her resmin altına bilgi yazmayı uygun görmedik, karşılaştırmalı olarak bakıldığında resimler ortak bir dili ve ifade ediş tarzını anlatıyor zaten. Bu resimlerin tarihlenmesi ve tek tek çözümlenmesi ise ayrı bir uzmanlık alanı. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz konu, resimler arasındaki benzerliklerdir. 

Belirtmemiz gereken bir husus daha var, kaya resmi alanlarının ekolojik konumları oldukça önem taşıyor, çünkü eskime ekolojik şartlara bağlı ve bir çok alanda eskime son aşamada, yok olma süreci başlamış durumda. Yine doğal alanlardan müzelere ve şehirlere taşınmış olan taşların yüzeyinde şehir ekolojisinden kaynaklanan bariz kirlenme ve kararma var.

Amacımız; fotoğrafların bilimsel çalışmalara kaynaklık etmesi, bir yol haritası olması.  Kitap ve kaya resimleri hakkında söylenecek çok söz var fakat bu bir fotoğraf albümü ve fotoğraflar zaten bir çok şeyi anlatıyor. Buradan öte söz bizim değildir artık…

Servet Somuncuoğlu